| Genel Müdür'ün Mesajı |
|
|
|
Değerli Ortaklarımız; 2010 yılı boyunca dünya ekonomisi bir yandan krizin sona yaklaştığı iddialarının, diğer yandan tehlikenin devam ettiği uyarılarının etkisinde kalmıştır. Ekonomik toparlanmanın tahmin edilenden daha yavaş gerçekleştiği gözlenirken, zaman zaman yeniden resesyona girilmesi ihtimali piyasaları tedirgin etmiştir. Dünya ekonomileri kapsamlı kurtarma paketleri sayesinde büyük bir depresyonun eşiğinden dönerken, gelişmiş ülke borsalarındaki olumlu hava iyimser beklentileri güçlendirmiştir. Dünyada ekonomik gelişmeleri değerlendirirken, küresel ekonominin güçlü bir toparlanma içerisinde olduğunu gösteren rakamların önümüzdeki dönem hız kesmesi beklenmekte, gelişmekte olan ülkelerde ise, yıllık büyüme rakamlarının yükseleceği öngörülmektedir. Diğer taraftan yüksek borçlu ülkelerde yaşanan ve artma eğilimi gösteren sorunlar, piyasalarda ekonomik politikaların sürdürebilirliği konusunda güven kaybına neden olmaktadır. Mali sistemleri güçlü olan gelişmekte olan ülkelerin kamu finansmanını başarıyla yönetebileceği öngörülürken, Avrupa’daki borç krizinin devam etmesi halinde orta vadeli büyümede olumsuz etkilerin oluşması, öngörülen önemli risklerden bazılarıdır. Düşük ihracat, yüksek işsizlik, negatif büyüme ve yüksek borçlulukla savaşan Avrupa ekonomilerini rahatlatmak üzere ortaya koyulan çözümler; kamu harcamalarının düşürülmesi, sosyal yardımların kesilmesi, işgücünün yeniden düzenlenmesi ve yüksek faizli yardım paketlerinden oluşmaktadır. Küresel sistemde risk yönetimi anlayışına duyulan güvensizlik, büyümede model olarak izlenen İzlanda ve İrlanda ekonomilerinin aniden iflasın eşiğine gelmesi ile daha da artmıştır. ABD’de ise finansal kriz nedeni ile ortaya çıkan yapısal sorunları gidermek için bir dizi finansal yasa, reform ve değişimleri hayata geçirme hedeflenmiştir. Tüm bu çabaların 2010 yılı sonunda olumlu etkileri gözlense de, sonuçlarını almak uzun bir süre gerektirecektir. Türkiye başta olmak üzere, 2010 yılında gelişmekte olan ekonomilere, sermaye akışları 2009 yılına kıyasla önemli ölçüde artmıştır. Türkiye ekonomisi 2008 yılının son çeyreğinde girdiği resesyondan 2009 yılı sonunda çıkarak 2010’da yeniden canlanmıştır. Mali sektörün güçlü olması sayesinde finans krizi atlatılmış ve büyümedeki toparlanma dikkat çekici şekilde hız kazanmıştır. 2010 yılında, Türkiye ekonomisinde önemli ve yüksek bir büyüme oranı elde edilmiştir. Büyüme rakamında hem özel hem de kamu tüketim ve yatırım harcamaları önemli bir yer tutmaktadır. Öte yandan, 2009 yılında yaşanan küçülmenin yarattığı deflasyonist etkiler nedeniyle enflasyondaki artış normal bir sonuç olarak değerlendirilmektedir. Kriz öncesinde giderek artan yabancı sermaye girişleri ile değerlenen Türk Lirası, krizin etkisi ve ardından Merkez Bankası’nın düşük faiz politikası ile değer kaybetmiştir. 2011 yılı içinde ülkemiz makro ekonomik göstergelerinin iyileşme sürecine devam etmesini bekliyoruz. Öte yandan, bu göstergelerin orta uzun vadede sürdürülebilir olduğuna, kırılganlıklara direncinin yükseldiğine, kamu finansmanı ve vergi sistemi yönünden zaafların azaldığına ve belirsizliklerin ortadan kalktığına yönelik kanaat ve faktörlerin de reel ve finansal sektör tarafından, yatırım kararı verecek ve kredi sağlayacak kaynaklara teyit edilmesi gerekmektedir. Bu yapısal unsurların sağlamlığına ilişkin güven ortamının oluşturulmasının yanı sıra, siyasal istikrarın da sağlanması ile ülkemizin uluslararası derecelendirme kuruluşları nezdindeki kredi ve yatırım notunun yükseltileceğini öngörmekteyiz. Dünya genelinde bankacılık sektörüne baktığımızda; ABD bankaları, uygulanan stres testlerinin sonuçları ve alınan önlemlerle piyasalara güven sağlamayı başarmışlardır. Avrupa ülkelerinin bankacılık sektörü ise katı bir senaryo ile test edilmiş ve bankaların finansal yapılarındaki zaaflar ortaya koyulurken aşırı risk alımını engellemeyi amaçlayan bir dizi kurallar getirilmiştir. Bu reformların bankalara mali yük getireceği, sektördeki profili tamamen değiştireceği ama aynı zamanda istikrarlı bir finansal sektör için bu bedellerin ödenmesi gerektiği açıkça görülmektedir. Ülkemiz açısından baktığımızda; 2010 yılı başında bankacılık sektörünün kredi ve faiz riski kaynaklı zorlu bir dönem geçirmesi öngörülmekteydi. Kriz dönemini takip eden ekonomik canlanma, kredi hacmine yüksek oranlı artışlar olarak yansırken, takipteki alacaklar ve kredilerin takibe dönüşüm oranlarında düşüşler gözlenmiştir. Getirili aktiflerdeki yükseliş ile bankaların kar rakamları artış gösterirken, varlık kalitesindeki iyileşme bankacılık sektörü genelindeki olumlu gelişmede en önemli etken olmuştur. Öte yandan bankalarda artan kredi kullandırımları nedeni ile yönetim tarafından alınan kararlarda risk getiri dengesinin gözetilmesi önem kazanmış, bankaların iç sistemlerinin etkinliği ve kredilendirme aşamalarında izlenen yaklaşımlar kritik hale gelmiştir. Türk Bankacılık sektörü 2010 yılını oldukça karlı olarak, ayrıca sermaye yeterliliği ve aktif kalitesini kuvvetlendirerek kapatmıştır. Türk Bankacılık sektörünün güçlü sermaye yeterlilik oranı, Aralık 2010 itibariyle yüzde 18,9 seviyesinde gerçekleşerek bankalarımızın yönettikleri risklere karşı güçlü bir sermaye stokuna sahip olduğunu göstermektedir. Aynı zamanda takipte izlenen kredilere karşılık ayırma oranının yüzde 84,4 gibi yüksek bir seviyede olması sektörün aktif kalitesinin önemli bir göstergesidir. 2010 yılında tüm kredi türlerinin takibe dönüşüm oranında düşüş eğilimi gözlenmekle birlikte, KOBG kredileri takibe dönüşüm oranı en hızlı düşüş gösteren kredi türü olarak dikkat çekmiştir. Takipteki alacaklarda 2010 yılında gözlenen azalışta aktiften silinen ya da satılan takipteki alacaklar da etkili olmakla birlikte; bu tutarlar hariç tutulduğunda dahi, bankacılık sektörünün takipteki alacak oluşumunda belirgin bir yavaşlama gözlenmiştir. 2011 yılı içinde canlanan ekonomide enflasyondaki artış ve artan cari açık piyasadaki kırılganlık unsurları olarak karşımıza çıkabilecek olsa da, mali disipline uyulan bir konjonktürde kredi vermeye elverişli hale gelen konumu ile bankacılık sektörü büyüme açısından ekonomiye destek vermeye devam edecektir.2011’de Türkiye ekonomisinin mevcut dinamiklerinin güçlü seyri sayesinde dış finansman sorunu yaşanmayacağını öngörmekle beraber, global piyasalardaki belirsizlikler nedeniyle oluşabilecek risklere karşı güçlü önemler alınması gerektiğini düşünmekteyiz. Ayrıca bu yılda dış piyasalarda bazı belirsizlikler devam etse bile Türkiye’ye olan ilginin artacağını beklemekteyiz. 2010 yılı finansal yönden bankamız için başarılı bir yıl olmuştur. Yönetim Kurulumuzun belirlediği limitler çerçevesinde kur, faiz ve likidite riskinin yönetimi başarılı bir şekilde gerçekleştirilmiştir. Uygun maliyetli kaynak temin edebilmek amacıyla yerli ve yabancı bankalarla kurulan ilişkiler geliştirilmiştir. Müşterilerin ihtiyaçlarına yönelik ürünlerin hazırlanıp sunulması ve işlem hacimlerinin artırılmasına yönelik çalışmalar yapılmıştır. İnsan kaynakları ve bilgi teknolojileri alanında yatırımlar başlatılarak, çalışanlarımızın mesleki eğitimlerine katkıda bulunacak hedeflere ve projelere öncelik verilmiştir. 2011 yılı için müşteri portföyünün genişletilmesi, muhabir ilişkilerinin geliştirilmesi ve para piyasaları işlemleri ile banka karlılığının artırılması hedeflerimiz arasındadır. 2010’da gerçekleştirilen projelerin finansmanına ve danışmanlığına yönelik faaliyetlerimiz 2011’de gelişerek devam edecektir. Nurolbank yönetimi olarak 2011 yılı beklentilerimizle hedeflerimize yön verirken, küresel finansal krizin daha önce görülmemiş etkilerinin ortaya çıkacağını ve önemli risklerinin devam edeceğini göz önünde bulundurarak risk ortamının dikkatle değerlendirilmesi gerektiği düşünmekteyiz. Kanımca, krizden kalıcı bir çıkış ortamının sağlandığı görüşünün; öncelikle sürdürülebilir, dengeli ve kapsamlı bir büyüme ile teyit edilmesi gerekmektedir. Finansal konularda risk yönetimi bilincinin artırılması ve güçlü uygulama politikalarının geliştirilmesi mevcut ekonomik ortamda kritik önem taşımaktadır. Bankamızın 2011 yılında hedeflediğimiz konuma ulaşması için çalışırken sermaye yeterliliği, aktif kalitesi, yönetim kapasitesi, karlılık gücü ve likidite riski banka yönetiminin öncelikleri arasında yer alacaktır. Sermaye yeterliliğimizi değerlendirirken, bankanın özkaynaklarının, yükümlülüklerine karşı yeterli düzeyde bulunmasını ölçmenin yanı sıra, dikkat edeceğimiz diğer bir husus da bankanın varlıklarının kalitesi olacaktır. Nurolbank yönetimi olarak çalışanlarımızla beraber koyduğumuz hedeflerin doğruluğuna inanıyor ve onları gerçekleştireceğimize güveniyoruz. 2011 yılının, bankamız ve ülke ekonomisi için olumlu olmasını diliyor, kuruluşumuzdan bugüne kadar verdikleri destek, gösterdikleri güven ve özverili çalışmalar için sırasıyla ortaklarımıza, müşterilerimize, iş ortaklarımıza ve çalışanlarımıza teşekkürlerimi sunuyorum. PINAR CENGİZ |